Büyük 3’lü – Ankara’nın Üniversiteleri

← Back

Thank you for your response. ✨

Choose one image(required)
A
8.530.112.000 (2026)
B
18.263.013.000 (2026)
C


Hacettepe – ODTÜ – Bilkent’i merkez Alan karşılaştırmalı bir analiz

Eğer siz de birer YKS öğrencisiyseniz ve akademik açıdan rekabetçi bir okuldan geliyorsanız, sizin de Türkiye’nin en prestijli okullarında dostlarınız olacak..

Nasıl gerçekleştiğini anlamadığım plan

Ankara’ya varalı sadece 4 akşam olsa da anlık olarak, bu hafta içi gezisinin nasıl planlandığı ve gerçekleştirildiği hakkında hiç bir bilgiyi sahip değilim. Lakin bu ne kadar kötü bir şey olarak gözükse de, kendi karakterimin en sevdiğim noktalarından biridir bu: her an her şeyi yapan ve tasarlayan yanım….

Gün 1, Bilkent 01.04.2026

Annem tarafından erken yola çıkmaya ikna edildiğimden dolayı şafak ile beraber uyandığım o gün, kendimi Bilkent semtine ancak öğlen 1 de atabildim. Işıl’ın “seni nasıl içeri sokacağımdan emin değilim” adlı mesajından sonra üniversitenin misafir bilgi sayfasını önceden araştırmış olmak ve ne yapacağımı biliyor olduğumdan, o motivasyon ile beraber kendimi geceyi gecireceğim otelimden önce üniversitenin nizamiyesine attım.

Yüksek eğimli, kapısında yoğun güvenlik ve kampüsü araba yolları etrafında şekillen batı kampüsü, kuş sesleri ve ağaçlar arasındaki banklarda zaman harcamak isteyecek birisi için gidilmemesi gereken bir yerdir.

Kütüphanenin lüzumsuzca yapılmış duvarları ve bunun getirdiği sıkışıklık ve labirent duygusu kesinlikle öğrencilere akıl rahatlığı sağlamıyordur, o duvarların arasından geçerken. Işıl’ın kütüphaneden sonra beni görsel sanatlar binasını (ff) gezdirmesi ve başka bir arkadaşımla meydanda bir yerde buluştuktan sonra fakülte içlerindeki kantinleri gezme şansım oldu. Figaro yerine Fiaro ve Amadeus yerine Mozart ismi tercih edilen kafelerin en sevdiğim yanı; öğrenciler de sıcak çorba içsin diyen Halil İnancık’ın imza tavuk suyu çorbasıdır. İleri günler de çok sayıca geleceğim bu okulda en çok insanla konuşmuş ve tek derslerine girdiğim okul olmasına rağmen; öğretmenlerin zorbalığı, yersizce dersi bölmeleri sebebinden, en az sevdiğim okul oldu. Türkiye’nin en pahalı üniversitesi olmasının getirdiği aşırılık ile seçilmiş spor araba tercihleri, kampüsün en işlek noktasının sigara içme alanı olan “mescit” diye anılan konumun olması ve insanların bazı tavırları umarım sadece bana denk gelmiştir; gülümsememek, teşekkür etmemek ve kasıntı şekilde davranmak… Lakin son olarak da söylemeliyim ki bu sayısız kötü tanımlayıcı kelime arasında masum ve iyi kişilerle de tanıştım. Umarım bu kurumun sosyal ve peyzaj yapısı uzun süre böyle devam etmez.

Hacettepe ve ODTÜ – Tarafını Seç

İkinci günüm Ömer’i, Bilkentte Nehir ile katıldığım bir kaç dersten sonra, Hacettepede büyük bir heyecanla geçti. Çok eğimli bir tepeye inşa edilen bu kampüsü fikrimce “ortalama bir yer” olarak yerleştirdim klasman olarak. Okul güzel bir stadyum ve ortasında gerçek ve bakımlı çimler (bilkent’in aksine), bolca spor yapan öğrenciler ve yurdumun insanı oldukları belli olan kişilerden oluşuyordu. Pek gezme şansım bulunmasa da stadda ortak arkadaşlarım sayesinde bazı insanlarla voleybol oynadık ve bu en az bir saat sürmüş olabilir ki bittiğinde çok yorgundum ve mutluydum. Ardından stada oturmakla birlikte yeni tanıştığım kişilere memlekletimden getirdiğim kestane şekerlerini ikram ettim. Bu günün sonunda dostlarımla ankara içindeki meşhur olduğunu duyduğum düveroğluna gittik ve günü sonlandırdık.


ODTÜ – Orta doğu teknik üniversitesi

Ömer, okula girdiğimiz ilk dakikalarda, kampüse arabayla çıkarken daha okulun ilk girişinde, kampüsün nasıl nükleer savaştan çıkmış bir askeri üsse benzediğinden bahsediyordu. O an için kısmen katılsam da arkadaşım Hüseyin bizi gezdirirken; etrafa saçılı ufak moloz yığınları, yılların getirdiği eskilik ve çökmüş basamaklar ve kırık yürüyüş yolları… Hikayesini işittiğim kurşunlanmış yurt odaları ve yapımından beri hiç boya veya bakım yüzü görmemişe benzeyen fakülte binalar, Ömer’in söylediklerini tamamen haklıya çıkarttı. Hiç ödenek veya yatırım almayan bir üniversiteye benziyordu bu kurum. Kampüs içinde duvarlarda, ağaçların üzerlerinde ve etrafa yerleştirilen sayısızca posterden dolayı sayısı çok olan öğrenci topluluklarının ve spor kulüplerinin hiç birinin okula destek olacak şekilde ne duvar boyaması ne çevredeki molozların toplanması ne de bakım yapılması hakkında hiç bir kulüpün eyleme geçmemesi dikkatimi çekti. İngilterede bulunan ve kendi hayatlarındaki deneyime dayanıp çoğunlukla sadece kendi yaşam kalitelerini düşünüp diğerlerininkini arttırmaya yönelik aktiviteler yapan bir ingiliz tahminimce buraya ayak uyduramazdı. Hayır. Öğrencilerin bu konuda değişikliğe gitmemesiyle beraber burada okuyan arkadaşım şöyle bir yorum yaptı ki kendi hayatıyla ilgili; “hem geçmişteki hikayeleri anıyoruz hem de etrafa bakarak halen daha devrim ortamının devam ettiğini hissediyoruz.” Kütüphaneye girdiğimiz zaman girişteki üye toplamaya çalışan politik toplulukların sayısı da bizi yeterince şaşırttı. Keşke bu öğrenciler Ankara şehrinin sokaklarına da inebilse de daha aktif iletişime geçebilseler… Kızılaydaki otelimin çevresindeki protesto posterlerinin sahipleri eminim ki ODTÜ’de okuyan bir gencin spiritüel havasından motive olurdu ve ODTÜ’lü öğrencilerimizin davalarını daha geniş kitlelere yayıp ses getirirdi. Arkadaşlarımla bu fikri paylaşınca Hacettepedeki arkadaşım hemen kayyum rektör tarafından öğrencilerinin önünün kesildiğini söyledi. Ben bunun üzerine bir şey diyemedim. Fikrimce ODTÜ çok büyük bir kasırga içerisinde olan ve okula dahil olan herkesi bir şekilde kavurmayı başaran bir hayat ocağı. Umarım her öğrenci ve okul içindeki topluluk, hayatta kalma mücadelelerinde positiv bir sonuça varıp ilim ve Atatürk ilkeleri* doğrultusunda en doğru yolu bulurlar.

Read more: Büyük 3’lü – Ankara’nın Üniversiteleri

*Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik ve İnkılapçılık

Yaptığım bunca bakımsızlık ve ödeneksizlik yorumunu verilerce doğruluğunu öğrenmek adına Yüksek Öğretim Kurulunun üniversitelere ayırdığı bütçelere göre gözüme çarpan büyük bir detay şöyledir ki; ODTÜ toplam ödenek olarak Uludağ Üniversitesinden daha az ödenek elde eder ve Kocaeli üniversitesinden daha düşük personel gideri vardır. Bu yüzeysel analiz sadece rektörün bakımsızlığını değil, günümüzün hükümetinin de bu öğretim kurumunu nasıl ikinci plana attığı ve önemsemediğini gösterir. Bir diğer dil ile hükümetin bu üniversiteyi hayatta kalma mücadelesine sokması ve sonuç olarak elde edilen politik öğrenci döngüsü.

Sonuç olarak eğer liseden veya öğretim hayatınızdan Türkiyenin prestijli üniversitelerine giden arkadaşlarınız varsa, benim en büyük tavsiyelerimden olur, gidip bu ortamları kendiniz görüp deneyimlemeniz. Ben şimdiden şu yorumu yapıyorum ki: ilerideki hayatınızda insanlara yaklaşırken nasıl yaklaşacağınızı bilmek, sizin en büyük yararınıza olacaktır.

Yazarınız,

Nihat Güldoğan

06.04.2026

Leave a comment